Kalp Yolunda

İnsan bazen yola çıkar, kendine varacağını hiç bilmeden.
İnsan kalbinin içinde kaç ayrı hayat taşır, hiç düşündün mü?
Kimsenin bilmediği bir çocukluk, anlatmaya kıyamadığı bir kırgınlık, hâlâ hatırladığında yüzünde istemsizce bir tebessüm oluşturan bir yüz… Bir de kimseye anlatmadığı hâlde, gecenin en sessiz saatlerinde içinde yeniden canlanan o küçük ihtimaller vardır. Belki başka türlü olabilirdi, belki bu kez anlaşılırdım…
Belki yeni yeni anlıyorum, kimse göründüğü kadardan ibaret değil.
En neşeli gördüğüm kişinin içinde kimseye açmadığı bir yorgunluk olabilir. En mesafeli duran insan, belki de bir zamanlar herkese içtenlikle yaklaşmanın bedelini ağır ödemiştir. Sürekli güçlü görünen biri, belki de bir kez olsun birinin karşısında hiçbir şeyi toparlamak zorunda kalmamayı istiyordur.
Belki de insanı güzel yapan, herkesi anlaması değil; anlamadığı yerde bile incitmemeyi seçebilmesidir.
Yine de kalp dediğimiz şey, başkalarını anlamaya çalışırken kendini ihmal etmeye pek yatkın. Birinin değişmesini beklerken kendi günlerini erteliyor, birinin bizi seçmesini isterken kendimize ayırdığımız yeri küçültüyoruz. Bazen bir mesajın gelmesiyle güzelleşen günümüz, gelmemesiyle kararıyor. Sanki değerimiz, başka birinin bizi ne kadar hatırladığıyla ölçülüyormuş gibi… Oysa insanın değeri, bir başkasının hayatında kapladığı yerden daha büyük. Bunu anlamak kolay değil. Çünkü akıl, bazı gerçekleri kalpten çok önce kabul ediyor; kalp ise alıştığı bir ihtimalden vazgeçmek için zamana ihtiyaç duyuyor. Bir kapının kapandığını bilmek başka, artık o kapının önünde beklememeyi öğrenmek başka.
Ve bazen büyümek, büyük kararlar almak değil; bir zamanlar seni mutlu eden şeyin artık sana iyi gelmediğini sessizce kabul etmektir. Kimseyi suçlamadan, kendini de geçmişteki hâlin yüzünden yargılamadan... Çünkü bir zamanlar çok istediğin bir şeyi bugün istemiyor olabilirsin. Bir zamanlar uğruna sabahladığın birini artık özlemeyebilirsin. Hatta bir gün, seni çok yaralayan bir olayı hatırlayıp eskisi kadar acımadığını fark edebilirsin. Bu, yaşadıklarının önemsiz olduğu anlamına gelmez. Yalnızca onların artık seni eskisi gibi yönetmediği anlamına gelir. Belki de iyileşmek tam olarak budur: Hatırlamak ama yeniden oraya dönmemek.
Peki, bütün bu yolculukların sonunda insan ne arıyor?
Bence çoğumuz, düşündüğümüz kadar büyük şeylerin peşinde değiliz. Birinin yanında kendimizi açıklamak zorunda kalmamayı, yanlış anlaşılmaktan korkmadan konuşabilmeyi, sustuğumuzda sessizliğimizin de kabul edilmesini istiyoruz. Bizi kusursuz bulacak birini değil; kusurlarımızı gördüğünde bizi tek bir hataya indirgemeyecek birini… Ve belki en çok da, kendimiz olmaktan yorulmayacağımız bir hayatı.
Ben artık bazı karşılaşmaların neden yaşandığından çok, bende ne bıraktığını merak ediyorum. Bir insan bana kendimle ilgili ne öğretti? Bir ayrılık hangi yanımı görünür kıldı? Bir hayal kırıklığı, bundan sonra nelere izin vermemem gerektiğini gösterdi mi?
Her şeyin güzel bir nedeni olduğuna inanmak zorunda değilim. Bazı şeyler yalnızca can yakar. Bazı insanlar gelir ve gider. Bazı soruların cevabı hiçbir zaman verilmez. Ama yaşadığımız her şeyin ardından kendimize nasıl davranacağımız hâlâ bize ait. İşte bu yüzden kalbin yolculuğunu bir başkasına ulaşmakla sınırlayamıyorum. Bana kalırsa bu yolculuk, başkalarının gözlerinde kendimize bir yer aramakla başlıyor; sonra yavaş yavaş kendi içimizde bir yer açmayı öğreniyoruz. Sevilmek istiyoruz, evet. Anlaşılmak, hatırlanmak, özlenmek istiyoruz. Bunların hiçbirinde utanılacak bir şey yok. Fakat bir gün, bütün bu arzuların ortasında kendimize de dönüp bakmamız gerekiyor.
En son ne zaman yalnızca kendin için bir şey yaptın? Ne zaman sırf başkaları üzülmesin diye sustuğun bir konuda kendi duygularını ciddiye aldın? Ne zaman bir şeyin peşinden koşmayı, onu artık istemediğin için bıraktın; kaybetmekten korktuğun için değil? Belki bu soruların cevaplarını hemen bulamayacaksın. Ben de her cevabı bildiğimi söyleyemem. Zaten insanın kendini tanıması, bir gün tamamlanan bir iş değil. Bazı yanlarımızı ancak kaybettiğimizde, bazı korkularımızı ancak yüzleştiğimizde, bazı güzelliklerimizi ise bizi gerçekten gören biriyle karşılaştığımızda keşfediyoruz.
Bana kalırsa hayatın en kıymetli taraflarından biri de bu: Hâlâ kendimiz hakkında bilmediğimiz şeylerin olması. Hâlâ şaşırabilmek. Hâlâ bir cümleden etkilenebilmek. Hâlâ hiç beklemediğimiz bir anda, hiç tanımadığımız birinin anlattığı bir duyguda kendimizi bulabilmek.
Belki sen de bu satırların bir yerinde kendi hikâyene rastladın. Belki adını koyamadığın bir his, ilk kez bir cümlenin içinde kendine yer buldu. Belki de yalnızca bir an durup düşündün. Bilmiyorum. Ama şunu merak ediyorum: İnsan, kalbinin yolculuğunda gerçekten bir yere mi varır, yoksa zamanla aradığı şeyin kendisi olduğunu mu anlar? Ben bu sorunun cevabını hâlâ arıyorum. Belki de yazmaya devam etmemin nedeni budur. Her şeyi bildiğim için değil, bazı soruların peşinden gitmeyi değerli bulduğum için. Çünkü kalp, bazen en çok sustuğumuz yerde konuşur. Bazen yıllardır kaçtığımız bir gerçekle karşılaştırır bizi. Bazen de hiç tanımadığımız birinin birkaç cümlesinde, kendimize ait bir parçayı buldurur. Ve insan, kendinden bir parça bulduğu yere biraz daha dikkatli bakar. Belki kalbin yolculuğu da tam burada devam eder.
Peki ya senin kalbin?



Yorumlar